Gönderen: Tuğba | Mayıs 7, 2012

Radikal Gazetesi’deki haberimiz

Radikal Gazetesi’nde “Boğaziçi’nde Tarla İşgali!” başlığı ile haberimiz yapıldı.

“Kampüsün ortasındaki terk edilmiş araziyi tarlaya çeviren Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri “Kentte de tarım yapılabilir” diyor.”

Gönderen: Tuğba | Mayıs 7, 2012

Tarlamızı ekime hazırladık

6 Mayıs Pazar günü yüksek bir katılımla tarlamızda buluştuk. Bir grup gübreyi elerken diğerleri dönüşümlü olarak toprağı çapaladı, kürekle havalandırdı ve tırmıkla düzleştirdi. Bu şekilde yerden yüksek yataklarımızı oluşturduk. Birkaç kişi oluşturulan yataklardaki büyük taşları ayıkladı. Elenen gübre yatakların üzerine döküldü.

Elektrikli çim biçme aleti ile etraftaki otlar kesildi.

Kesilen otlar toparlanarak yataklar arasındaki yürüme yollarına serildi.

Yakıcı güneş altında bıkmadan usanmadan çalışmalara devam edilip yataklar bitirildi.

Tarlanın sürülmesi tamamlandıktan sonra yorulanlar dinlenip odun semaverinden çaylarını yudumlarken, dinlenmiş arkadaşlar seranın yolunu tuttu.

Artık seranın dışına çıkarılmış olan domates fideleri kasalara yüklenip tarlaya indirildi. Bu fideler tarlanın bol güneş alan kısımlarına dikildi.

Seradaki Çalışmalar:

Tohumlar ekildi, filizler boy vermeye başladı.

Artık sıra fidelerin şaşırtılmasında. Aşağıdaki resimde ortadaki iki saksıda şaşırtılmayı bekleyen domates fideleri görülüyor. Bu fideleri 0.7 litrelik saksılara şaşırttık.

Kompost Çalışmaları:

Hem kuzey hem de güney kampüsteki yemekhanelerden günlerdir torbalar ve kovalarla taşıdığımız yemek artıklarından kompost yapma çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Yığın halinde toplayıp üstünü örttüğümüz kompost adayı yığınımızı 4 gün beklettik.

Ardından örtüyü ve altındaki palmiye yapraklarını kaldırdık.

Eldiven ile elimizi sokup baktığımızda kompostun yeterli sıcaklıkta olduğunu düşündük ve yan tarafa kürek ve dirgenlerle aktarıma başladık. Yığın bir hayli kokuyordu fakat ağır bir amonyak kokusu, vs. yoktu. Aktarım sırasında dış bölgelerde kalan kısmın yeni yığında içeride kalmasına özen gösterdik. Derinlere indikçe yükselen dumandan kompostun iç kısımlarının yeterince sıcak olduğunu anladık.

Zeminin dal parçaları ile dolu olması ve alta girmiş palmiye yaprakları bizi bir hayli uğraştırdı. Keşke daha düz bir zemine yapsaymışız ya da dibine delikli naylon gerseymişiz diye düşündük. Yığının taşınması tamamlandıktan sonra üzerini örttük.

Bir sonraki karıştırma 2 gün sonra yapılacak. İşlemi dört arkadaşımız yaptı ve yaklaşık 40-45 dakikamızı aldı. Yığını taşırken altına delikli naylon germek iyi olabilir. Ayrıca nemini kontrol edip eğer kuru kalmışsa su ilave etmek de gerekiyor.

 

Gönderen: Tuğba | Mart 27, 2012

Bahçede ilk buluşma

Geçtiğimiz Pazar bahçemizde ilk toplantımızı yaptık. Piknik havasında samimi bir ortamda gerçekleştirdiğimiz toplantımız ile geç gelen baharın tadını güneşli açık havanın altında doyasıya çıkardık.

Biz oradayken bahçenin temizlenmesinden arta kalan organik malzemeler kamyona yükleniyor, asırlık kuyumuzun etrafına tuğladan set örülüyor, yani hummalı çalışmalar hızla devam ediyordu. Birkaç arkadaş da sürülen tarlanın üzerinde kalan inatçı yabani bitkileri sökmekle meşguldü. Birgün gazetesinden Serbay bizimle oluşumumuz hakkında röportaj yaptı, amaçlarımızı, kısa ve uzun vadedeki planlarımızı dinledi.

Toplantıda iş bölümü yaptık. Tohumdan, tohum yataklarından, kompost yapımından ve ekilecek bitkilerin belirlenmesinden sorumlu arkadaşları belirledik. Tohumdan sorumlu arkadaşlar evlerinde ve okulun serasında ilk tohumları ekmeye başladılar bile.

Önümüzdeki haftalarda Zeytinburnu tıbbî bitkiler bahçesinde almayı düşündüğümüz seminerle ilgili konuşup, bir an önce konusunu belirlemeye karar verdik. Yazın İstanbul’da olup bahçenin bakımı ile ilgilenebilecek kişi sayısındaki azalmaya karşı nasıl önlemler alabileceğimizi, bahçede şifalı bitkiler ve bahçenin kenarındaki küçük havuzda su bitkileri yetiştirebileceğimizi ve daha birçok konuyu konuştuk ve bundan sonra toplantılarımızı bahçede yapmaya karar verdik.

Gönderen: Tuğba | Mart 5, 2012

Permakültüre Giriş Eğitimimizi Tamamladık

3-4 Mart 2012 tarihlerinde permakültüre giriş kursumuzu eğitmenimiz Mustafa Fatih Bakır ve yaklaşık 25 kişilik katılımcı grubumuz ile tamamladık, katılım sertifikalarımızı aldık. Normalde permakültür tasarım kursları 72 saat ve genelde 12 günde tamamlanan uygulamalı kurslar. Permakültüre giriş kursu ise 12 saat süren ve permakültürün temel ilkelerinin, felsefesinin tanıltıldığı başlangıç düzeyinde bir kurs.

Öncelikle permakültürün sanıldığının aksine bir organik tarım yöntemi olmadığını, bir tasarım bilimi olduğunu öğrendik. Permakültürcülerin neden bu yöntemi seçtiklerini, motivasyonlarının ve amaçlarının ne olduğunu, permakültürün faydalarını örnekler üzerinden tartıştık.

Çoğumuz içinde bulunduğumuz dünya düzeni ve hâlihazırda yaygın olarak kullanılan ekonomik, politik, ziraî, vb sistemlerde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunun farkındayız. Kirlilik, savaşlar, açlık, adaletsizlik gibi sorunlar etrafımızı sarmış durumda. İşte tüm bu sorunlar bir şeyler yapmamız gerektiğini gösteriyor bizlere. Permakültürcüler enerjilerini sistemin neden bu hale geldiğini sorgulamakla harcamak yerine çözüm önerileri geliştirmeyi tercih ediyorlar.

İnsanoğlunun sonunu getirecek üç temel sorunumuz var. Bunlar önem sırasına göre şöyle:

  1. Toprak kaybı
  2. Ormansızlaşma
  3. Kirlilik

Bunlardan toprak kaybının en büyük sebebi ise tarım maalesef. Bugün dünyada en çok tarımı yapılan bitkiler buğday, mısır, pirinç, soya ve patates. Bunların tarımı sebebiyle yılda hektar başına 500 ton toprak kaybediliyor. Bu kadar toprağın oluşma süresi ise 40-80 yıl.  Bu noktada permakültürün kurucusu olan Bill Mollison’ın cümlelerine yer vermek gerek:

“Şeytanca bir deha uğraşsa konvansiyonel tarım kadar yıkıcı bir şey bulamazdı.”

“Dünyamız artık modern ziraatin, monokültürel ormancılığın ve düşüncesiz yerleşim tasarımının verdiği zararı kaldıramayacak duruma geldi, ve yakın gelecekte enerji israfının ya da insan kaynaklı kirlilik ve iklim değişikliği nedeniyle bildiğimiz şekliyle uygarlığın sonunu göreceğiz.”

Bu sebeple önümüzdeki 20 yılın düşündüğümüzden çok farklı olabileceğini, hatta devletlerin çöktüğünü bile görebileceğimizi söyleyebiliriz. Permakültürde bu sorunlara odaklanmıyoruz, bunun yerine hemen bir şeyler yapmak için davranıyoruz. En büyük sorunumuz toprak kaybı ise onu kaybetmeden hayatımızı devam ettirmenin yollarını aramalıyız. Hem ihtiyaçlarımızı kazanmak hem de toprağı kazanmak olmalı amacımız. Kaybedilen topraktan kastettiğimiz kaybedilen mineraller değil, toprağın içinde yaşayan bakteriler ve mantarlar gibi canlılar. Richard Heinberg’in makalesine göre bugün önümüze gelen ve 1 kalori enerji veren bir besin için 10 kalori enerji harcanıyor. Bunu yapmak için geçmişten güneş enerjisi çalıyoruz. 1 saat araba sürerken harcadığımız yakıt 1 hektar orman alanına yüz yıl boyunca vuran güneşten geliyor. Petrol enerjisinin yerine alternatif enerji kaynakları düşünülüyor, ama asıl sorunumuz tükenen enerji kaynakları değil ki tükenen toprak!

Permakültür diretmek anlamına gelen permanens ve insanın dünyada ikâmeti anlamına gelen culture kelimelerinden oluşan,  insanın dünyada ikâmetinde diretmek anlamına gelen ve insanın akıl, vicdan ve erdem sahibi olabileceğini gösteren bir sistemdir.  Permakültürde istemediklerimize değil istediklerimize odaklanıyoruz. Ne istiyoruz?

  1. Temiz hava
  2. Temiz su
  3. Temiz, besleyici, sağlıklı gıda
  4. Soğukta kendini ısıtan, sıcakta soğutan, suyunu toplayan barınak
  5. Uyumlu toplum, yardımlaşma ve dayanışmaya dayalı insan ilişkileri

Ve bunları sürdürülebilir şekilde sağlamak istiyoruz. Fast-food zincirlerinden beslenerek barışsever olduğumuzu iddia edemeyiz o halde.

Bu noktada Pasifik’te bir adada bulunan “ohana” kabilesi sistemine bakmakta fayda var. Burası eğimin 64 dereceye kadar çıktığı zor bir bölge. Her aile bir yağış havzasına yerleşiyor. Öğrenilmiş derslerden çıkan tabular var. Buradaki en büyük tabu tanrıların ormanı. O ormandan çöp çıkarmak bile yasak, ağır cezaları var. Çünkü aldıkları derslerden biliyorlar; oraya verilen zarar bütün sistemi çökertebiliyor ve sonrasında kabileler arasında savaşlar çıkıyor. Bu kabile sahil şeridinde 150m’lik Hindistan cevizi ağacı seti koyuyor mesela, bu ağaçlar tsunamiyi engelliyor. Efes ve Milet’in terk edilmesinin sebebine bakalım:  Artan nüfus yüzünden yamaçlarda yapılan tarım toprağın suyla birlikte akmasına ve denizi doldurmasına sebep oluyor, liman şehrinin denizden uzaklaşması da şehrin sonunu getiriyor. Permakültür yeni bir şey değil aslında; bu eski bilgilerin derlenmesi.

Permakültür etik temelli sürdürülebilir sistem tasarımı bilimidir. En azından kurulması ve ömrü boyunca bakımı için ihtiyaç duyduğu enerjiyi üreten bir sistem sürdürülebilirdir. Hedefimiz her zaman artı değer üretmek, kullandığımızdan daha fazlasını üretebilmektir. Termodinamiğin iki yasasını hatırlayalım:

  1. Enerji/madde yoktan var, vardan yok edilemez, sabittir.
  2. Hiçbir enerji dönüşümü %100 verimli değildir (entropi artmaktadır).

O zaman sürdürülebilirlik teknik olarak mümkün değil, peki o halde doğa bunu nasıl yapıyor? İşte o yüzden doğayı anlamamız ve ders almamız gerekiyor. Termodinamiğin kuralları kapalı sistemler için geçerli. Dünya kapalı bir sistem ama bir de güneş kaynağı var. Dünyanın sürdürülebilirliğinin sebebi fotosentez.

Bilim güvenebileceğimiz örüntülerin keşfidir. Doğayı gözlemliyoruz, anlıyoruz ama onu yok etmeye devam ediyoruz.

Permakültür tasarımındaki yapıları ikiye ayırabiliriz.

  1. Görünür yapılar (bunlar bizim şekillendirebileceğimiz yapılar): Alt yapı, bitki ve hayvan sistemleri, mimari, ulaşım-taşıma, arazi, su, enerji, rüzgar yapıları
  2. Görünmez yapılar: Kanunlar, yasal ve tüzel yapılar, ekonomi, kültür, tasarım

Doğal sistemlerin ilkelerine bakıyoruz:

  1. Her şey başka şeylerle ilişki içindedir
  2. Hiçbir şey sonsuza kadar yaşamaz
  3. Etkileşimli çeşitlilik

“Her öğe birden çok işleve hizmet eder, her temel işlev birden çok öğe tarafından desteklenir. Bu şekilde denge, kararlılık ve direnç oluşur. “

“Sorun çözümün ta kendisidir.”

“Nefret ettiğin, ondan nefret etmeye devam ettiğin sürece lanetindir.”

Doğanın anlattıklarını dinlemek lazım. Mesela akasya ağaçları dikenlidir. Bir yerde çok akasya ağacı yani çok diken varsa o yerin uzak dur benden, burası onarım altında demek istediğini anlayabiliriz. Toprak verimsizleşmiş demek ki ve akasya orayı ardıl bitkiler için onarıyor. O evre tamamlandığı zaman da ardıl türler çıkıyor zaten. Mesela bir arazide çok deve dikeni varsa orada iyi enginar yetişir ve enginar ektiğimiz zaman deve dikeni de eskisi kadar çok çıkmayacaktır. Bir toprakta doğal olarak yetişen bitkinin evcilleştirilmiş akrabasını verimli bir şekilde yetiştirebiliriz.

Dünyadaki sera gazı salınımının büyük kısmı toprağın sürülmesinden kaynaklanıyor çünkü alt katmandaki karbonlu kısım oksijenle temas ediyor ve karbondioksite dönüşüyor. Şu anda her 6 dakikada 1 tür yok oluyor dünyada. Ama kritik türler var arılar gibi. Eğer bizim farkında olmadığımız bir kritik tür kaybolursa sistem birden çökebilir.

Etik, bencillikle ilgilidir. İki tür bencillik vardır:

  1. Cahil bencillik
  2. Aydınlanmış bencillik

Bir şeyi başkalarına zarar verdiğimizi gördüğümüz halde yapmaya devam ediyorsak cahil bencillik, sonuçlarını dikkate alıp yapmıyorsak aydınlanmış bencillik olur. Geçmişten ders alan bir türüz. Kabile kültüründe tabuların oluşmasına bu etik alt yapı sebep olmuştur.

Pemakültürcüler yaşam etiği kavramını ortaya çıkarıyorlar:

  1. Dünyayı gözet
  2. İnsanı gözet
  3. İhtiyaçları olabildiğince kısıtladıktan sonra artanı ilk 2 ilkeye vakfet

İhtiyaçlarımızı karşılarken doğaya zarar vermekten ziyade yarar sağlayabiliyor muyuz? Sistemimizi bunu sağlayacak şekilde düzenledik mi? Bunları başardıktan sonra artanı (bu artan ürünümüz, paramız ya da zamanımız olabilir) diğerlerinin de bunu gözetebilmesi için vakfediyoruz.

Doğada hiçbir şey sabit değildir ve değişim içindedir ama yine de değişmeyen örüntüler vardır. Güneşin önüne bazen bulut çıkar, aydınlanma değişebilir ama güneşin doğudan doğup batıdan batması hiç değişmez. İşte permakültürcüler tasarımlarını bu değişmeyen ilkelere göre yaparlar. Permakültür tasarımcısı daha çok insan yerleşimi tasarımı yapar. Bunu yaparken bir tasarım aracımız var:

  1. İçsel enerjiler (insan kaynaklı, bizim kontrolümüzde olan)
  2. Dışsal enerjiler (üzerinde kontrolümüz olmayan; rüzgar, güneş gibi)

İçsel enerjilerin en iyi şekilde değerlendirilmesini sağlayan aracın adı mıntıka analizi ve planlamasıdır. Dışsal enerjiler içinse dilim analizi ve planlaması aracı kullanılır.

Mıntıka Analizi ve Planlaması

Dilim Analizi ve Planlaması

Doğa sürekli değişse de bu değişimin gerçekleştiği sınırlar vardır. Enerji harcanıp bu sınırların dışına çıkıldığı zaman doğa tekrar sınır içine çeker, sınırın dışına çıkarmak için tekrar enerji harcamak gerekir. İhtiyaçlarımızı doğayla inatlaşmadan onu anlayarak karşılarsak daha az enerjiyle daha kolay elde ederiz.

Örüntülerin ve kenar etkisinin tasarım açısından önemi büyüktür. Her şey iki farklı ortam arasındaki arayüzde gerçekleşen birer olaydır. Doğada çeşitli büyüklük dereceleri vardır (genellikle 7, en az 5 en çok 9). Örneğin insan eklemleri, ağaç dalları gibi. Örüntüler bir araya gelerek döşemeleri oluşturur. Örüntülerin sebebi enerji verimliliği, sonucu da enerji verimliliği. Kabilelerde bunların önemini görebiliyoruz. Örüntüler dövmeyle, şarkıyla, dansla şifreleniyor ve bir olayla karşılaşıldığı zaman hemen hatırlanıyor.

Permakültürde sadece tasarımı değiştirerek verimi artırabiliyoruz. Tasarımda önceliğimiz şu şekildedir:

  1. Su yapılarını tasarla (hendekler, barajlar)
  2. Eğimi 1:4’ten fazla alanları ormana ayır
  3. Erişim yani yolu tasarla
  4. Yapıları tasarla
  5. Bitki ve hayvan sistemlerini mıntıka ve dilim analizi ile tasarla.

Mevcut sistemlerin verimliliğini sorgulamak gerek. Örneğin 1 ton buğday yaklaşık 2 dönüm arazide yetişir. 1 kestane ağacı yaklaşık 1 ton kestane verir. Kestane unu buğday unu yerine kullanılabilir. Her ağacın 200m2 alan kapladığını ve ağaç bakımının kolaylığını düşünürsek kestane ağaçlarından un elde etmenin mekan, zaman ve enerji açısından daha verimli olduğunu görürüz. Peki neden bu yöntem yani tek yıllık değil çok yıllık bitkilere yönelme yaygın değildir. İşte bu noktada ekonomik sistemlerin işleyişine bakmak gerekir. Tahıllar depolarda saklanabilen ve üzerinden vergi alınabilen ürünler, bu yüzden devlet politikalarında önemli yere sahip olmuşlar tarih boyunca.

En son olarak permakültürcülerin mal varlıklarını korumak için neler yaptıkları üzerine konuştuk. Bill Mollison bu konuda yeni şeyler bulmak yerine mevcut büyük şirketlerin mal varlıklarını korumak için yaptıklarını örnek almayı öğütlüyor, çünkü sistem onların lehine işliyor ve onların yöntemleri kullanılırsa yasal olarak sıkıntı çekme olasılığı en aza iniyor.

Permakültürle ilgili her türlü bilgiye ulaşabileceğimiz internet adreslerini aldık:

permaculture.org.au, Uluslar arası site

permacultureturkey.org, Permakültür Türkiye sitesi

marmaric.org, Eğitmenimizin dahil olduğu oluşumun sitesi

www.permacultureglobal.com, Worldwide Permaculture Network (Facebook tarzı)

Kurs boyunca ilgimizi çekebilecek çeşitli videolar, belgeseller, kitaplar ve filmler üzerinde de konuştuk:

Bill Mollison – “Permakültüre Giriş“, permakültürün temel ilkelerinin anlatıldığı kitap.

Permakültüre Giriş, Bill Mollison

Chris Martenson “The Crash Course”, dünyanın geleceği ile ilgili online olarak izlenebileck bir belgesel.

Food Inc., mevcut endüstriyel gıda sisteminin iç yüzünü anlatan film.

Food Inc.

END:CIV, Derric Jensen’in End Game 1 ve End Game 2 kitaplarından esinlenilerek oluşturulan online olarak izlenebilecek bir belgesel.

Arctic Dreams, Barry Lopez isimli kutup araştırmacısının kutuplarda hayatta kalma sürecinde doğayı anlamasını ve bu şekilde bilimi tarif etmesini anlattığı kitabı.

Queen of The Sun, arıcılıkla ve arıların önemi ile ilgili bir belgesel.

Benoit Mandelbrot “Fraktal Geometri”,  doğadaki örüntülerin matematiksel ifadesi.

Dikdörtgenlerden spiral oluşumu

Nature by Numbers, doğadaki örüntülerin matematiği ile ilgili kısa bir belgesel.

Ron Eglash “African Fractals”, Afrikalı köylerin fraktal yerleşimini anlatan çalışma.

John Zerzan “Gelecekteki İlkel”, ilkel olarak tabir ettiğimiz kabilelerin bilgeliğini gösteren, asıl ilkel olan onlar mı yoksa onlara ilkel diyen uygar insan mı diye düşündüren, örneklerde Aborjinlerin yaşantılarına yer verilen ve temelde modern üretim toplumuyla ilkel toplumların yaşam alışkanlıkları, kavramsallaştırmaları, düşünme şekilleri üzerine denemelerden oluşan kitap.

Chinampa, normalde ne su ne topraktan üretim yapılmasına el vermeyen bataklıkların adacık haline getirilmesiyle çok çeşitli üretime olanak sağlayan dünyanın en verimli tarım sistemi.

Chinampa

D. F. Beddoe “Biological Ionization”, toprağın organik madde ihtiyacını anlama yöntemini bulabileceğimiz kitap.

Son olarak Marmariç Permakültür oluşumunun etkileşim içinde olduğu oluşumları konuştuk:

Buğday Derneği

Doğa Derneği

Bayramiç Yeniköy

Datça’da Tuğrul ve Pınar çifti

Çiftçi-Sen ve Kibele Kooperatifi

Slow Food Anadolu

Eğitimcimiz Mustafa’nın kursun başlangıcında dediği gibi, bu eğitimden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi değil bizim için…

Gönderen: Tuğba | Mart 1, 2012

Permakültüre Giriş Eğitimi

Image

Buğday Derneği sürdürülebilir bir yaşam için atalık tohumların önemine dikkat çekmek ve onları koruma altına almak için Adım Adım oluşumu ile başlattığı Tohum Takas Kampanyası’nı 11 Şubat 2012 Cumartesi günü Şişli ekolojik pazarda tanıttı. Biz de hem kampanya hakkında bilgilenip destek olduğumuzu göstermek hem de tohum ekim ve toprak hazırlama zamanının gelip çattığı bu günlerde kendi aramızda toplantı yapmak amacıyla Şişli’deydik. Bu kampanya ile atalık tohumlarımızın çoğaltılıp dağıtılacağını öğrenmek hem ilham hem de umut vericiydi.

Kampanya ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

 

Gönderen: Tuğba | Ocak 26, 2012

Açık Radyo’dayız

27 Ocak 2012 Cuma saat 10:30’da grubumuz adına arkadaşımız Cihan Tekay Açık Radyo’da “Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam” programında Tarla Taban grubundan, amaçlarımızdan ve hayallerimizden bahsedecek.

FM 94.9 ya da http://acikradyo.com.tr/ adresinden dinleyebilirsiniz.

Güncelleme: Program kaydını buradan dinleyebilirsiniz.

Gönderen: Tuğba | Ocak 25, 2012

Sürecimiz

Ağustos 2010 – Birkaç öğrenci olarak Tohum İzi Derneği’nden Olcay Bingöl ve Politika Bölümü’nden Zeynep Kadirbeyoğlu ile ilk toplantımızı yaptık. Onların tavsiyelerini aldık, bize destek olabileceklerini söylediler. Yale Üniversitesi’ndeki “Organic
Farm” örneğinden, Kanada’daki “Community Garden” örneklerinden bahsettiler. Kampüsün Bebek tarafındaki arazisini keşfetmeye gittik.

Eylül-Ekim 2010 – ABD’de ve Kanada’daki üniversitelerde/mahallelerde yapılmış bahçe ve çiftlik örneklerini araştırmaya başladık. Politika Bölümü’nden Zeynep Kadirbeyoğlu ile tekrar görüştük. Bize daha önce Boğaziçi için yazılmış bir “balkon bahçeleri” projesinin örneğini verdi. Ayrıca ilk aşamada bir bölüm binasının çatısını permakültür için kullanmamız fikrini öne sürdü.
Bu görüşmelerden sonra kafamızda şöyle sorular oluştu:
−  Çatıda permakültür mü yoksa tarım arazisinde bahçe mi?
−  Gönüllülük esasına dayalı olacak bu bahçe; öğrencilerin sorumluluk almasında nasıl sorunlarla karşılaşabiliriz?
−  Bahçedeki işlerin yürütülmesinde nasıl bir kolektif yapı & karar mekanizması oluşturabiliriz?
−  Okuldan nasıl bütçe sağlayabiliriz?
Bu aşamada şöyle bir plan çıkardık:

Kısa vadede
1- Yer:  Çatı
2- Kaynak:  Yaklaşık (tahmini) 2000 TL malzeme bütçesi artı eğitim (bütçe kalem kalem hazırlanacak)
3- Depo: Tahsis edilen yere yakın malzeme depolamak için kullanılabilecek yer

Uzun vadede
1- Yer:  Okul arazisinden ekilebilir alan
2- Ekebilmek için bu alanın altyapısının sağlanması
3- Depo (bunu biz de yapabiliriz 1 ve 2 sağlanırsa)

Eşzamanlı olarak
1 – Permakültür/tarım eğitimi
2 – Atölyeler, belgeseller, okumalar
Bu planı çıkarırken kafamızdaki düşünce şuydu:  ilk aşamada çatıda örnek bir bahçe yapabilirsek, okul bize uzun vadede bir arsa tahsis edebilir. Aynı zamanda Zeynep Kadirbeyoğlu bizden çatı bahçesi için planlarımızı projelendirmemizi istemişti, Politika bölümüne ve belki de orası üzerinden rektörlüğe fikrin sunulabilmesi için. Bunun için sonradan detaylandırabileceğimiz düşünceisyle ilk aşamada bir proje özeti taslağı yazdık.

Kolektif yapının nasıl çalışacağıyla ilgili daha önce işçi kooperatifi yürütmüş bir arkadaşımızdan fikir aldık. Kapalı devre üyelik ve gönüllülük esaslarının karışımına dayalı olan model  hem kalıcı hem geçici katılımcıları olan (ya da daha fazla-daha az zaman ayırabilen kişiler olabilir bunlar) bir bahçenin sorumluluk ve karar verme mekanizmalarının efektif olarak nasıl çalışabileceğine dair bir çözüm teşkil ediyor.

Kasım 2010 – Bebek tarafındaki arazide bize yer ayarlanabileceği haberi geldi.

Aralık 2010 – Tekirdağ Üniversitesi’deki ziraat fakültesi öğrencilerine bahçe-tarım yapmaları için üniversitenin bir alan tahsis ettiğini duyduk, bizimle iletişime geçip Türkçe kaynak istediler.

Şubat-Mart 2011 – 2. dönemin başlaması ve baharın gelmesiyle Çevre kulübüyle iletişime geçtik, olumlu bir cevap aldık ancak bir türlü buluşamadık.
Mart ayında ilk defa açık toplantı daveti gönderdik (e-mail listeleri ve afiş yoluyla), Orta Kantin’de bir toplantı aldık, ilgilenen bir kaç yeni arkadaşımız aramıza katıldı. Onlarla da araziyi görmeye gittik.

Nisan 2011 – Eminönü’ne gidip ihtiyacımız olabilecek alet-edevatı aldık.

Aralık 2011 – Öğrenci Dekanlığı’na dilekçe verildi.

Ocak 2012 – Permakültür gruplarıyla iletişime geçildi.

« Newer Posts

Kategoriler